Kahve Falı

Eski iş yerimden bir arkadaşım kahve falı bakardı. Birlikte pek vakit geçirmemiştik, haliyle kişisel bilgilerime pek maruz kalmamıştı. Uzun lafın kısası tanımıyordu. Günün birinde, nereden geldi o Türk kahvesi, Merve ne ara yanıma oturdu da “Hadi bir bak” dedim zerre hatırlamıyorum. Lakin müdavimi olup, her kahve içtiğimde, müthiş bir gizlilik içinde, hatunu çekiştire çekiştire çalılıklarının oraya götürüp, minik fal seansları gerçekleştirdiğimi çok iyi hatırlıyorum. Başka bir şehre taşınmış olması da bir şey değiştirmedi. Gittikçe büyüyen kahve fincanlarımın farklı açılardan fotoğraflarını ve bu açıları bir bütün halinde sunduğum videolarını kendisine gönderip, sesli mesaj suretiyle yorumlarını almaya devam ettim. “Oha lan! Kızım dediklerin bir bir çıktı, meğersem buymuş anasssını…” diye heyecanla aradığım da çok olmuştur. Bu yazıyı okursan, bil ki seni seviyorum. Ağzına, yüreğine sağlık arkadaşım. Tekrar birlikte çalışmaya başlayacağımız için de ayrıca mesudum. Ancak kahve falı işine girişemiyorum artık.

Saunada yıktığım şeytanlarım, bugünkü kahve fincanıma saklanmışlardı adeta. Bir taraftan yasak elmayı getiren yılanı mı takip etsem dedim, diğer yandan da kendi hikayemi yazsam daha iyi olmaz mı acaba diye sordum. İlki basite kaçmakla beraber, ikincisi sabır ve emek isteyen bir seçenek.

Oturduğumuz yerde zihin sürekli mini organizasyonlarla meşgul. Zamanı en etkin şekilde değerlendirmeyle kafayı bozmuş vaziyette. Yeri geliyor, sinekten yağ çıkarırcasına, dandik işleri bile birbirini destekleyecek hale sokuyor. “Kahvem bitsin, bu ayın çizelgesini hazırlayayım. Fincan da o zamana kadar güzelce soğur, kendime fal bakayım.” diye gereksiz bir aktiviteye giriştim. Çizelgemi hazırladım, kahve içerken dinlediğim podcast de bitti. Masanın üzerinde duruyor fincan. Ufak bir bakış atıp, “sonra” diyip, kapüşonumu yüzüme indirdiğim gibi bir uyumuşum, offf dillere destan. Uyandığımda, masanın olduğu tarafa bakmak dahi istemiyordum. Aşık olduğum ses sistemimden akan müzikle lezzetli bir çorba yaptım. Yemek sonrası filtre kahvem demlenirken sigaramı sardım (bknz: sinek yağı), Efe’yi de alıp aşağıya indim. Temiz havamı nikotinle çakıştırırken, “Beynin aleyhine, kalbin lehine çalışır” sözünü hatırladım.

Aralık ayında 35. yaşıma giriş yapacağım. Yolu yarılamış olabiliriz ama boş da durmadık. İç sesimizi dinlemeyi öğrendik. Meğersem, o şeytanları sauna sobasında yakmışım da geriye küllerini akıtma vakti gelmiş. Hayallerinin aynada yansıdığını görmek çok güzel. Bir de ayna arkasındaki hazineyi gör. Bunun için tek yapman gereken kimi zaman arafta kalmış gibi hissetsen de aslında yaşadığını gözlemleyebilmen.

Yok fal falan. Yıkadım fincanı. Kendi hikayemden devam.

Sevgiler