Yol Yapanlarda Bu Ay

Asla anlatabilme kapasitesine erişemeyeceğim bir haftasonunun ardından, bu sefer su üzerinde yol alacağım. Helsinki’ye gidiyorum. Biraz gergin olmakla birlikte, adrenalin de vurmuyor değil. Burada hareket etmenin en kolay yanı motivasyonla uğraşmıyor oluşunuz. Her şey ayağınıza gelmediği için sizin gitmeniz gerekiyor. Fazla varlığın içinde kaybolduğumuzun en belirgin temas noktası. Aksi halde alkış sevgisiyle hayata tutunmaya çalışıyor, binbir takla atıyoruz. Onun da kendine göre bir sevimliliği var elbette, lakin tek başınıza geçireceğiniz zamanın üzerine kara topraklar serpiyor. Arada düzlüğe çıkıp, bünyeyi dinlendirmek şart.

Dün gece “Haz” belgeselini izledim. Kadınlar olarak bir çok butonumuz olduğu kesinlikle doğru, bu zenginlikle doğuyoruz. Zeka ile gösterilen güç hep çok çekici gelmiştir. Zaten herkes güç ister hayatında. Elinizdeki gücü nasıl şekillendirdiğiniz ile alakalı yaşamdan aldığınız keyif. Bu noktada doğuştan gelen bir yetenek değil de geliştirilebilir bir özellik niteliğini taşıyor haz dediğimiz olgu.

İlla kötü bir şey olacak düşüncesi işlemiş hücrelerimize. Hatta “kötü bir şey olacak” hücreleri üretmiş dahi olabiliriz. Yine de güzel bir haberim var, iyi olan kazanıyor her zaman. Yapılan her tercih o an iyi hissettirmese de, yeri geldiğinde gururla taşıyacağınız bir hazza dönüşüyor. Kimi zaman da tam tersi. “Aman bana ne yeeee” diyip gelişine çalım atınca, gol olsa da maçı kaybediyorsunuz. Burada da yarışmamak devreye giriyor. Yarışmayın arkadaşım! Sevgilinizle, arkadaşınızla, patronunuzla, komşunuzla, kuzeninizle yarışmayın. Yarışmak sürekli savaşmayı getiriyor. Günün sonunda her iki taraf da kaybediyor. Daha azına doğru evrimleştiriyor çünkü. Yanında getirdiği öfke ise ensenize şamarı yapıştırıyor.

Fakat! Mücadele edebilirsiniz. Bu sizi de karşınızdakini de geliştirir. Apayrı bir benlik çıkarır ortaya. Aceleci davranmazsanız, bu benliğin şekillenmesini gözlemleme hazzına erişebilirsiniz.

Bana ufak düellolarla gel.