Ne Bu Tantana!

Hafta sonu bir jam etkinliğine gittim. Farklı muhabbetlerin ana dili yine farklı enstrümanlardı. Uzun süre olmuş analog bir şeyler duymayalı. Jazz ortasında Eminem’e ait serpiştirmeleri fark etmek, profiterolümden çıkan süpriz çikolata topları gibiydi. Tek yapılması gereken oraya gitmek, bağımsız ve içten olabilmek, keyif alabilmek. Adaptasyon eğitimi de vardı. Estonların evlerine düşkün olmasından bahsedildi. Özellikle uzun soluklu, vahşi kış aylarında sıcak, rahat ve huzurlu bir alanda yaşamanın, çevrelerini ve ekonomilerini şekillendiren öğelerden biri olmasına şaşmamalı. Sauna ve kar kombinasyonu, lokal ilk etkinliğim olmaya aday.

Çok güldüm neyse ki az ağladım. Yoğun geçen zamanların ardından gelen o hisse fena takıldım bu sefer. Bir kaç saat de olsa sağlam bir boşluğa düştüm.

Yeni doğan beynimin de almadığı, buraya kadar gelip, nasıl aynı döngülere girmiş olduğum. Çevrenizde dikkatinizi dağıtan bir şeyler olmayınca, bu hallerinizle daha parlak bir şekilde yüzleşiyorsunuz. İster yemeğinizle oynayın, ister bulaşık yıkayın, ister internette gezinin. Günün sonunda, hiçbir şey yapmadan sadece ruh halinizi dengeye getirmeye çalışıyorsunuz. Eğer gün batımını fark edecek kadar pratiğiniz var ise işiniz biraz daha kolay.

Anlık tercihlerin bizi şekillendirdiği söylenir. Belirtilmeyen bir şey var; her tercih doğru gelse de sizi memnun etmeyebiliyor. Kendinizi tek yöne biletlerle taşıyorsanız, o baharatlı taraflarınızı da yanınızda götürdüğünüzün farkına varın. Unutunca, zaten ağzına yüzüne vuruveriyor.

Şu şarkıyı da bırakayım. I am lost falan diyor.